Terapist Neden Tavsiye Vermez?

Terapiye başlayan birçok kişinin aklından, bir noktada benzer bir düşünce geçebilir.
“Ben ne yapacağımı öğrenmek için geldim ama terapist bana ne yapmam gerektiğini söylemiyor.”
Bu şaşkınlık oldukça anlaşılırdır. Günlük yaşamda bir konuda kararsız kaldığımızda çoğu zaman çevremizden fikir alırız. Yakınlarımızın deneyimlerini dinler, bize yol göstermelerini isteriz. Bir uzmana başvurduğumuzda da benzer bir beklentiyle hareket etmemiz oldukça doğaldır.
Bu nedenle terapi odasında doğrudan öneriler yerine sorularla karşılaşmak ilk başta beklenmedik gelebilir.
Peki terapistler gerçekten tavsiye vermek istemezler mi?
Belki de asıl soru budur.
Tavsiye Vermemek İlgisizlik Anlamına Gelmez
Dışarıdan bakıldığında terapi bazen yalnızca konuşmaktan ibaret gibi görünebilir.
Oysa terapist, konuşulanları dikkatle dinlerken aynı zamanda kişinin olayları nasıl yaşadığını, duygularını nasıl ifade ettiğini, ilişkilerini nasıl anlattığını ve zaman içinde tekrar eden örüntüler olup olmadığını anlamaya çalışır.
Bazen bir kişinin sorduğu soru aslında görünen sorudan biraz farklı olabilir.
Örneğin biri,
“Bu ilişkiyi bitirmeli miyim?”
diye sorabilir.
İlk bakışta bu, evet ya da hayır diye cevaplanabilecek bir soru gibi görünebilir.
Ancak terapi bazen sorunun kendisinden çok, o sorunun hangi duygunun içinden geldiğini merak eder.
Bu ilişki neden bu kadar zorlayıcı geliyor?
Gitmek mi zor, kalmak mı?
Daha önce de benzer ikilemler yaşandı mı?
Karar vermeyi güçleştiren şey ne olabilir?
Bu soruların yanıtları, çoğu zaman dışarıdan verilecek bir tavsiyeden daha kalıcı olabilir.
Aynı Tavsiye Herkes İçin Aynı Anlama Gelmeyebilir
İki kişi benzer bir sorunla terapiye başvurabilir.
İkisi de işini bırakmayı düşünüyor olabilir.
İkisi de ilişkisini sorguluyor olabilir.
Yine de onların hikâyeleri aynı değildir.
Birine iyi gelebilecek bir karar, başka biri için bambaşka sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle psikoterapide amaç, kişinin yerine karar vermek değildir.
Daha çok, kişinin kendi kararını verirken kendisini daha yakından tanıyabilmesine eşlik etmektir.
Bazen değişen şey yalnızca karar değildir.
Kararı veren kişinin kendisi de zaman içinde değişmeye başlayabilir.
“Ben Olsam…” Dememek Neden Önemli Olabilir?
Terapistler de elbette insandır.
Onların da kişisel düşünceleri, yaşam deneyimleri ve değerleri vardır.
Ancak terapi odasında asıl önemli olan terapistin nasıl yaşayacağı değil, danışanın kendi yaşamını nasıl anlamlandırdığıdır.
Bir terapist kendi bakış açısını merkeze koyduğunda, farkında olmadan danışanın iç sesinin önüne geçebilir.
Oysa terapi, zamanla kişinin kendi sesini daha net duyabilmesine alan açmaya çalışır.
Belki de bu yüzden terapistler bazen cevap vermekten çok, cevapların ortaya çıkabileceği bir düşünme alanı oluşturmaya önem verirler.
Bazen Tavsiye İstemek Başka Bir İhtiyacın İşareti Olabilir
Bir karar vermeden önce bir başkasının fikrini istemek son derece insani bir ihtiyaçtır.
Hepimiz zaman zaman bunu yaparız.
Terapi odasında ise bu isteğin kendisi de konuşulabilir.
“Kendi kararıma güvenmekte zorlanıyor olabilir miyim?”
“Yanlış yapmaktan mı korkuyorum?”
“Birisi benim yerime karar verdiğinde kendimi daha güvende mi hissediyorum?”
Bu soruların her biri farklı insanlar için farklı anlamlar taşıyabilir.
Terapi bazen tam da bu anlamları birlikte keşfetmeye çalışır.
Terapi Hiç Mi Yönlendirme İçermez?
Buraya kadar okuduklarınızdan sonra terapi tamamen sessiz geçen, terapistin yalnızca dinlediği bir süreç gibi düşünülebilir.
Oysa durum bundan biraz daha farklıdır.
Terapist bazen dikkat çekici bir noktayı görünür kılabilir.
Bazen daha önce fark edilmemiş bir örüntüyü birlikte düşünmeye davet edebilir.
Bazen de kişinin kendi söyledikleri arasındaki bağlantıları fark etmesine yardımcı olabilir.
Bu, doğrudan tavsiye vermekten farklıdır.
Çünkü amaç, hazır bir çözüm sunmak değil; kişinin kendi yaşamına dair daha derin bir anlayış geliştirebilmesine eşlik etmektir.
Her Terapi Yaklaşımı Aynı mıdır?
Hayır.
Farklı psikoterapi ekollerinin çalışma biçimleri birbirinden ayrılabilir.
Bazı terapistler daha yönlendirici çalışmayı tercih edebilir, bazıları ise yapılandırılmış tekniklerden daha sık yararlanabilir.
Psikodinamik yaklaşım ise çoğu zaman kişinin yalnızca yaşadığı sorunu değil, o sorunun kendi yaşam öyküsü içindeki anlamını da merak eder.
Bu nedenle doğrudan tavsiye vermek yerine birlikte düşünmeye daha fazla alan açabilir.
Sık Sorulan Sorular
Terapist hiçbir zaman tavsiye vermez mi?
Bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Bazı durumlarda terapist bilgi paylaşabilir ya da belirli konularda önerilerde bulunabilir. Ancak kişinin yaşamına yön verecek kararları onun yerine almak, psikoterapinin temel amacı değildir.
Terapist fikir belirtirse terapi yanlış mı yapılmış olur?
Hayır. Her terapistin çalışma biçimi farklı olabilir. Burada önemli olan, terapistin kendi düşüncelerini danışanın önüne koymasından çok, bunların terapi sürecindeki işlevinin ne olduğudur.
Terapide kararları kim verir?
Yaşamla ilgili kararlar kişiye aittir. Terapi, bu kararların daha fazla farkındalıkla alınabilmesi için bir düşünme alanı sunabilir.
Tavsiye almadan terapi işe yarar mı?
Bazı kişiler için en kalıcı değişim, dışarıdan verilen cevaplardan çok kendi cevaplarını bulmaya başladıklarında ortaya çıkabilir. Bunun herkes için aynı şekilde yaşandığını söylemek ise mümkün değildir.
Yazıyı Bitirirken
Bazen bir başkasının bize ne yapmamız gerektiğini söylemesini istemek oldukça anlaşılır olabilir. Özellikle zor dönemlerde, belirsizlik yorucu hissettirebilir.
Yine de bazı sorular vardır ki, cevabı başkasından duymak yerine zaman içinde kendi deneyimimiz içinde bulmak daha dönüştürücü olabilir.
Belki de terapi, tam da bunun için vardır; doğru cevabı vermek için değil, kişinin kendi cevabını duyabileceği bir alan açabilmek için.
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Klinik Psikolog Alara Özberk




Yorumlar