top of page

Seanslar Neden 45-50 Dakikadır?

14 Tem
3 dakikada okunur

Terapiye başlamayı düşünen birçok kişinin aklından benzer sorular geçebilir. Bunlardan biri de seans süresiyle ilgilidir.

“Neden kırk beş dakika?”

“Neden tam bir saat değil?”

“Hatta konuşma tam açılmışken neden seans bitiyor?”

Bu sorular oldukça anlaşılır. Çünkü gündelik yaşamda çoğu görüşme, toplantı ya da ders genellikle saat üzerinden planlanır. Terapi odasına girildiğinde ise farklı bir zaman düzeniyle karşılaşılır. İlk bakışta bu yalnızca pratik bir tercih gibi görünebilir. Oysa psikoterapide zaman, çoğu zaman yalnızca saatin gösterdiği dakikalardan ibaret değildir.

Psikodinamik yaklaşım açısından düşünüldüğünde, seansın süresi de terapötik çerçevenin bir parçası olarak görülebilir. Yani süre, sadece program yapmayı kolaylaştıran teknik bir ayrıntı değil; terapi ilişkisini taşıyan unsurlardan biri olabilir.

Bu noktada kesin kurallardan söz etmek doğru olmaz. Her terapist farklı bir çalışma biçimi benimseyebilir ve bazı durumlarda seans süreleri değişiklik gösterebilir. Ancak birçok psikoterapi uygulamasında yaklaşık 45-50 dakikalık seanslar tercih edilir. Bunun arkasında hem tarihsel hem de klinik bazı düşünceler bulunur.

Terapiyi Taşıyan Görünmez Bir Çerçeve

Terapiye gelen kişi çoğu zaman konuşulan konulara odaklanır. Oysa terapide yalnızca konuşulanlar değil, konuşmanın gerçekleştiği ortam da önem taşır.

Her hafta benzer bir saatte buluşmak…

Aynı odada görüşmek…

Seansın belirli bir sürede başlayıp belirli bir sürede sona ermesi…

Bütün bunlar zamanla öngörülebilir bir yapı oluşturur.

Psikodinamik yaklaşımda bu yapı çoğu zaman terapötik çerçeve olarak adlandırılır. Çerçeve, terapiyi güvenli kılan unsurlardan biri olarak düşünülebilir. Çünkü insanın kendisini açabilmesi için yalnızca anlaşılmaya değil, aynı zamanda neyle karşılaşacağını az çok kestirebildiği bir ortama da ihtiyaç duyabileceği düşünülür.

Hayatın pek çok alanı belirsizliklerle doludur. Terapi ise bu belirsizliklerin konuşulabildiği ama kendi içinde belirli bir düzeni olan bir alan sunmaya çalışır.

Neden Tam Bir Saat Değil?

Aslında bunun tek bir cevabı yoktur.

Seansların yaklaşık elli dakika sürmesinin tarihsel kökenlerinden söz etmek mümkündür. Ancak bugün bu sürenin yalnızca gelenekten ibaret olduğunu söylemek eksik kalabilir.

Bir seansın bitişi de en az başlangıcı kadar sürecin parçasıdır.

Bazen tam önemli bir konu konuşulurken zaman dolabilir. Bu durum ilk başta hayal kırıklığı yaratabilir. “Tam anlatacakken bitti.” duygusu ortaya çıkabilir.

İlginç olan ise bazen tam da bu duygunun terapi içinde üzerinde durulabilecek bir deneyime dönüşebilmesidir.

Beklemek nasıl bir histir?

Yarım kalmış hissetmek kişiye ne çağrıştırır?

Bir dahaki görüşmeye kadar zihinde taşınanlar neler olur?

Bu soruların herkes için aynı anlamı taşıdığını söylemek mümkün değildir. Ancak bazı kişiler için seansın sonuna yaklaşırken ortaya çıkan duygular, terapi sürecinin önemli parçalarından biri hâline gelebilir.

Süre Sadece Dakikaları mı İfade Eder?

Psikodinamik terapide zaman bazen yalnızca kronolojik olarak ele alınmaz.

Bir danışan elli dakika boyunca çok az konuşabilir.

Bir başkası ise konuşmanın nasıl geçtiğini fark etmeden seansın sonuna gelebilir.

Aynı süre, iki farklı kişi tarafından tamamen farklı deneyimlenebilir.

Bu nedenle terapide önemli olan yalnızca “kaç dakika konuşulduğu” değildir.

O sürenin nasıl yaşandığı da sürecin bir parçasıdır.

Bazen uzun sessizlikler olur.

Bazen tek bir cümle bütün seans boyunca zihinde kalır.

Bazen de kişi seans bittikten sonra, konuşamadığı şeylerin aklına geldiğini fark eder.

Bütün bunlar terapi deneyiminin doğal parçaları olabilir.

Seans Uzatılamaz mı?

Bu soru da zaman zaman gündeme gelir.

Elbette istisnai durumlar yaşanabilir. Ancak genel olarak terapi seanslarının belirlenen sürede tamamlanması tercih edilir.

Bunun nedeni yalnızca sonraki danışanın bekliyor olması değildir.

Sürenin öngörülebilir olması, terapi ilişkisinin sınırlarını koruyan unsurlardan biri olarak düşünülebilir.

Sınırlar bazen ilk bakışta kısıtlayıcı gibi hissedilebilir. Oysa psikodinamik bakış açısından sınırlar, aynı zamanda ilişkiyi mümkün kılan koşullardan biri olarak değerlendirilebilir.

Bir nehrin yatağı nasıl suyun akmasına imkân tanıyorsa, terapiyi çevreleyen bazı sınırlar da sürecin taşınmasına yardımcı olabilir.

Seansın Bitmesi Bazen Zor Gelebilir

Bazı kişiler için seansın son dakikaları rahatlatıcı olabilir.

Bazıları için ise ayrılmak kolay olmayabilir.

Hatta kimi zaman en önemli konular tam da çıkmaya hazırlanırken konuşulmaya başlanabilir.

Bunu bilinçli olarak yaptığımızı söylemek doğru olmaz. Ancak insan zihni bazen duygusal olarak zorlayıcı olan konulara yaklaşırken kendine özgü bir ritim izleyebilir.

Bu nedenle terapistler zaman zaman yalnızca konuşulanlara değil, konuşmanın ne zaman ortaya çıktığına da dikkat ederler.

Çünkü bazen zamanlama da anlatının bir parçası olabilir.

Peki Ya Geç Kalınırsa?

Bu da terapiye başlayan kişilerin sık merak ettiği konulardan biridir.

Her terapistin çalışma biçimi farklı olabilir. Ancak birçok terapist, planlanan seans saatini terapötik çerçevenin bir parçası olarak korumaya çalışır.

Bu durum bir cezalandırma ya da katı bir kural uygulama amacı taşımaz.

Daha çok terapiyi öngörülebilir kılan yapının sürdürülebilmesiyle ilişkilidir.

Geç kalmanın kendisi de zaman zaman terapi içinde konuşulabilecek bir konuya dönüşebilir.

Bazen tamamen günlük yaşamın koşulları etkili olabilir.

Bazen de kişi bunun kendisi için ne ifade ettiğini birlikte düşünmek isteyebilir.

Sonuç

Bir psikoterapi seansının neden yaklaşık 45-50 dakika sürdüğünü tek bir nedenle açıklamak kolay değildir.

Pratik nedenler elbette vardır. Ancak psikodinamik yaklaşım açısından bakıldığında, süre aynı zamanda terapiyi taşıyan çerçevenin önemli parçalarından biri olarak da düşünülebilir.

Belirli bir başlangıcın ve belirli bir bitişin olması, zaman içinde güven duygusunun oluşmasına katkı sağlayabilir. Seansın sonuna yaklaşırken hissedilen duygular bile bazen terapinin konuşulabilecek parçaları hâline gelebilir.

Belki de önemli olan yalnızca elli dakikanın uzunluğu değildir.

O elli dakikanın, kişi için nasıl bir deneyime dönüştüğüdür.



Bir sonraki yazıda görüşmek dileğiyle,

Klinik Psikolog Alara Özberk

 
 
 

Yorumlar


bottom of page